Kosova’nın yolları taştan

DCIM107GOPRO
Kosova Sınır Kapısı

21653944992_56cbfdf6c4_o21674453681_ca60e4b454_o

 

Üsküp’ten ayrılalı 3 gün oluyor. Yazı yazmaya henüz fırsat bulabildim. Üsküp Kosova arası eski yolu kullanmak istiyorsanız işiniz zor. Yol tek şeritli 100 km boyunca bozuk, dağınık ve düzensiz. Gün boyu bu yolu kullandıktan sonra sızlamalı bir uyku ile beraber kırsal araziye ve mıs gibi ot kokularının arasında yeni günüme başladım.

Priştine’ye 5 km uzaklıkta Sultan 1.Murad türbesini ziyaret için kamp alanımı toparlayıp yola çıktım. Sabah kahvaltısı için marketin önünde temizlik yapan ve marketten sorumlu olan teyzeye süt olup olmadığını sordum. Süt var gel dedi bende bisikletimi marketin önüne yanaştırdım. O esnada market görevlisi teyze;

-Türk bayrağını görünce gülümseyerek;

– Sana satış yapmayacağım.

Demesi beni epey şaşırttı. Olayı anlamam bir kaç saniyeyi buldu. Sonradan anladım ki Türk bayrağını gören bu sırp teyze Türk’lere olan öfkesini aynı iştahıyla korumaktaydı.

-Eyvallah teyzecim diyerek ayrıldım.

Güzel bir kasabaydı ancak insanları sırp asllı o yüzden Türkleri pek sevmiyorlar. Sırpların çok ufak bir bölümü Türk’lerle anlaşabilyor.

Sultan 1.Murad türbesine yanaştım elimi yüzümü yıkayıp türbeyi inceledim, çekimler yaptım.

Görevli arkadaşla olan sohbetimle beraber 2 saatim türbede geçmişti ve benim Prizren’e gitme vaktim gelmişti.

Türbe demişken biraz türbenin durumundan bahsedeyim. Türkiye’de dahi bu kadar bakımlı ve temiz türbeler görmedim. Her yer pırıl pırıl mis gibi kokan çiçekler vs. Çok memnun kaldığımı söyleyebilirim. Türbe içerisinde ise o dönemde yapılan şavaşta giyilen kıyafetler, silahlar gibi bir çok şey var. Ve Sultan 1.Murad’ın duasıda mevcut.

 

Sultan I. Murad Hüdâvendigâr, 8 Ağustos 1389’da Kosova ovasına girdiğinde ortalığı toza dumana katan bir fırtına ile karşılaşmıştı. Bu durumda âdeta göz gözü görmüyordu. İşte o gece Berât Gecesi idi. Murad Han, iki rekât namaz kıldıktan sonra, gözyaşları içinde şu duâyı yaptı:

“Yâ Rabbî! Bu fırtına, şu âciz Murad kulunun günahları sebebiyle çıktıysa, onun yüzünden mâsum askerlerimi cezâlandırma!.. Allâh’ım! Onlar ki buraya kadar sâdece Sen’in adını yüceltmek ve İslâm’ı teblîğ etmek için geldiler!

İlâhî! Bunca kerre beni zaferden mahrûm etmedin. Dâimâ duâmı kabul buyurdun. Yine Sana ilticâ ediyorum, duâmı kabûl eyle! Bir yağmur nasîb eyle! Bu toz bulutu kalksın. Kâfirin askerini âşikâr görüp, yüz yüze cenk edelim!

Yâ İlâhî! Mülk de, bu kul da Sen’indir. Ben âciz bir kulum. Benim niyetimi ve esrârımı en iyi Sen bilirsin. Mal ve mülk maksadım değildir. Yalnız Sen’in rızânı isterim.

Yâ İlâhî! Bu mü’min askerleri küffâr elinde mağlûb edip helâk eyleme! Onlara öyle bir zafer lutfet ki, bütün müslümanlar bayram eylesin! Dilersen o bayram gününün kurbânı da şu Murad kulun olsun!

Yâ İlâhî! Bunca müslüman askerin helâkine beni sebep kılma! Bunlara yardım eyle ve zafer bahşeyle! Bunlar için ben cânımı kurbân ederim; yeter ki Sen beni şehîdler zümresine kabûl eyle!.. İslâm askerleri için rûhumu teslîme râzıyım… Beni gâzî kıldın. Sonunda lutfen ve keremen şehîdlik de nasîb eyle!.. Âmîn!”

 

Bu tecellîlerin ardından düşmana hücûm edildi. Sekiz saat süren muhârebe zaferle netîcelendi.
Murad Han, savaş meydanında bulunan yaralı ve şehîdlerin arasında dolaşıyordu ki, ölüler arasından yaralı bir Sırp askeri kalkarak:

“–Beni bırakınız; pâdişâhın elini öpüp müslüman olacağım!” dedi. Yaralı taklidi yapan Sırp, pâdişâhın elini öper gibi yaptı ve koltuğunun altında sakladığı hançerini hızla Hünkâr’ın göğsüne sapladı. Orada şehâdet şerbetini içen Murad Hân’ın duâsı da kâmilen gerçekleşmiş oldu… (Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti, I, 145,146)

 

DSC03111

Priştine’den sonra yollar çok iyi. Bazen köy yollarında bazen otobanlar turladım.Türk firmalarının döktüğü yeni yolların hepsi çok iyi.

Gün içerisinde sıcaklık yükselince Magura isimili kasabada kalmaya karar verdim. Priştine havaalanına çok yakında ufak fakat coğrafya olarak bakıldığında insanı büyülüyor. Çoçuk yaşlarımda eski evlerin duvarlarında manzara resimleri görür hayranlıkla izlerdim.

DCIM107GOPRO
Sultan 1.Murad Türbesi ve Türbeden sorumlu olan  Muamer Sivrikoz.

21638789106_0af373399b_o

O an ise çocukluğuma döndüm aynı tablo bu sefer gözlerimin önündeydi. Düz köy yolu, yolun karşı tarafında 1 mt çitler ardındada düz yeşil alan ve kahverengi ineklerin otladğı alanın arkasındaki görsel uzayıp gidiyor. Kahveringi 2 katlı beyaz panjurlu dik çatılı evler. Hemen arkalarında ekin arazileri, tepeler, büyük çam ağaçları son olarak büyük büyük bulutlar ve bulutları tamamlayan gökyüzünün maviliği. Gün batımını yavaş yavaş hissederken yemeğimi hazırlamaya başlamıştım. Bulunduğum çeşmenin yanına gelen insanlar beni dikkatle inceliyor kimisi Arnavutc’a kimisi Türkçe konuşarak sorular soruyor.

O geceyi sadece kübbe şeklinde olan camide geçirdim. Yatsı namazının ardından yanıma Arnavut bir arkadaş yaklaşıp;

-Yardıma ihtiyacın var mı?

-Hayır teşekkür ederim.

-Peki bende kalmak ister misin?

-Hayır burası benim için çok ideal tekrar teşekkür ederim.

Aradan 15 dk sonra tekrar döndü ve elindeki 1 lt suyu ve bisküvleri ikram etti. Tekrar teşekkür ettim.

Bu sefer arkadaşını arayıp bana verdi. Arkadaşı Kosova’da teğmenmiş bana Türkçe.

-Bir şeye ihtiyacım olursa bu arkadaşı aramanın yeterli olduğunu söyledi.

-Çok teşekkür ederim sizde İstanbul’a gelirseniz bende sizi misafir etmek isterim sağolun.

DCIM107GOPRO

DCIM107GOPRO
Ormanlardaki Kartalları gözlüyorum.

21476357538_e177bf8bac_o

 

Birkaç eksiğimi giderdikten sonra uykuya daldım. Cami içindeki ağustos böceğinin sesiyle beraber güzel bir uyku çektim.

Sabah uyanmama yakın çatıdan çıtırtılar geliyor bende kendi kendime sanırım güneşin ısısıyla çatı esniyor derken bir anda gök gürültüsüyle gözlerimi yeni güne açmıştım.

Kahvaltımı hazırlayıp yola koyulmak isterken sağnak başladı. Sağanak yağışın bitmesine yakın yola çıktım 15. Kilometrede bisikletimde daha önce duymadığım bir sesi duymaya başladım ne olduğunu anlamaya çalışana kadar arka lastiğim inmişti. Terk edilmiş bir benzin istasyonuna kadar girdikten sonra tekerimi söküp incelemeye başladım. 15 cm lik b dikenli bir tel lastiğimin tam ortasına girmiş yüzüme bakıyordu. Kismetime hemen karşı yolda lastikçi vardı. Yedek ekimpanlarımda var ancak yama yapmak istedim ve zımparamın bittiğini görünce lastikçiden zımpara aldım lastiğımı onarıp yola koyuldum. Bisikletimin ağırlığını taşıyamayan lastik yamam açılmış ve yine inmeye başlamıştı.

21477294050_c11e6c4919_o

Öfkelenmiştim 2 gündür prizren’e gitmeye çalışıyorum ancak bir türlü olmuyordu. Yedek şamyeli takıp yoluma devam ederken bu sefer sırt ve bel ağrısıyla mucadele ediyordum. Yine kenara çektim 15 dk dinlendim ve yemek yedim. Prizren’e 15 km kalmıştı ve 1 saat gibi bir sürede bitti. Ancak prizren e giriş yapmam epey olaylı oldu. Şehir merkezini gps imden görebiliyordum fakat giriş için bağlantı yolu Prizren in 5 km uzakğındaydı ,5 km git, tekrar geri dön, şehire ulaş. En sonunda şartellerim attı. Kosova merkezden yani Priştine’den Prizren’e kadar 70 km boyunca tel örgüler çekili otoyoldan çıkmanız imkansız sanki sizi karantinaya almışlar gibi bir his oluyor içinizde. Şehir merkezine bağlanan bir köprüyü fark ettim ancak giriş yapmam için 1.5 mt lik tel örgüleri bisikletimle beraber aşmalıydım. Bisikletimi ve çantalarımı yamaç yukarı taşıyayarak tellerden attım ve sonunda Prizren’e vardım.

DCIM107GOPRO

DCIM107GOPRO

DCIM107GOPRO

Ömer abinin bir ahbabı yani Beko lakaplı kardeşim ise beni şehir merkezinde karşıladı, epey sohbet ettik. Daha sonda şehir çıkışına yakınlarda kamp kurdum. Çarşıya yakın bir motelde kalmak istiyorsanız geceliği 75 euro yani 150 tl gibi bir fiyat. Motelde motel olsa karanlık izbede ufak sıkışık bir yer. Vaz geçtim ve ormanın daha rahat olacağını düşündüm öyle de oldu. Şehrin güney yakasında kanyon ve kanyon içinden geçen nehiri var bu nehirde tarihi taş köprünün altından geçiyor. Zifiri karanlıkta kamp kuracak yer aradım. 200 lümenlik kafa fenerim burada devreye girmişti ve tüm ormanı gündüz gibi görmeme yardımcı oluyordu. Yamacın üstünde düzlük bir arazi olduğunu fark ettim ancak bisikleti oradan çıkarmak için epey enerji harcadım. Nefes nefese bisikletimi çıkardım ve çadırıma girdim. Sabaha kadar iyi uyudum sayılır. Şimdi ise arkadaşım Beko’yu bekliyorum bisiklet çantalarımı ona emanet edeceğim ve bisikletimle tarihi Prizren kalesi, hamamı, camileri ve çarşını turlayacağım.

 

Kosova Albümü için; Tıklayınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir