İzmir-Mersin turu ilk izlenimler.

10662171_10152647062048991_9010366344462855396_o

 

    Yıl 2013 İstanbul-Çanakkale-Balıkesir turumu bitirmeme 100 km kala aklımdan şunlar geçiyor.  Aaaa ne yani tur bitti ve ben evemi dönüyorum. Daha yeni başlamıştım bitmemeli bitemez derken akabinde. O halde 2014 yazında bir tur daha yapacağım daha uzun, daha eğlenceli ve keyifli olacak. Rota şekilleyenmeye başladı tabi.

   Yıl 28 temmuz 2014 saat öğlen 2:30. Yer izmir Adnan menderes hava limanı bir elimde heybelerim diğer elimde kutuya sarılmış bisikletim. Sanki gözlerimi Balıkesir’deki turda kapamışımda İzmir’deki turda gözlerimi tekrar açmış gibiyim. Terminal çıkışına kadar geldim bisikletimi topladıktan sonra son kontrolleride tamamladım. Lastik hava basıncı (tamam), vites ayarları (tamam), heybe kilitleri vs. vs. o tamam şu tamam bu tamam hadi yolllar bizi bekler.

   İlk hedefimiz kuşadası ileriiiiiiii.

   Kuşadasına yaklaşık 100-120 km kadar pedalladım. İstanbul’dan Ömer abinin yanında aldım soluğu oda izne ayrılmış bunalmış belliki şehrin gürültüsünden patırtısından. Sağolsunlar ailecek =) çok iyi baktılar bana çok iyi insanlar bol bol sohbet ettik. Kuşadası civarını gezdiiiiiik tozduk.

     Benim için turun ilk günü Ömer abi ve ailesinden  ayrıldıktan sonra başladı aslında kendimi evimden ayrılmış gibi hissetim sağolsunlar. Turun 3. sabahı saat 5-6 civarı gps i açıp gideceğim istikameti belirledim. Uzunca bir yokuşun sonunda biraz tepelik bir yerde kahvaltımı yapmak için nerede kahvaltı yapılabilir nereye çöksem derken yol kenarında yan yana sıralanmış 2 manav gördüm. Bildiğiniz sıradan manav değil baraka tarzında içinde şirinmi şirin Ayşe teyzenin ve onun mahsullerinin beklediği bir manav. Selam verdikten sonra kahvaltı müsadesinide alıp yemeğe başladım.

   O esnada bir araç yanaştı içinden bir kaç kişi inip yanımızda bulunan raflara doğru ilerlerken. Ayşe teyze soruyorlar o ne kadar, bu ne kadar. Tarzlarını pek tutmadım biraz itici geldiler. Derken Ayşe teyzeden bir söz.

   Ne kadarda güzel parfüm kokunuz var birde benim halime bakın. Üstümüz başımız toprak pis pis kokuyoruz. Demesi beni o kadar etkilediki ona şu sözleri söylemeyi çok istedim ancak o kadar içerlenmiş olacağım ki konuşmaya dilim varmadı boğazım düğüm düğüm oldu gözlerim doldu ve başımı öne eğerek içimden mırıldanmaya başladım.

  O parfümler yaşadığımız şehrin bize sunduğu yaldızlı parıltılı sandığımız aslında yalanın dolanın olduğu, insanların birbirlerinin üzerlerine basıp geçtiği şehrin kokuları, parfümleri onlar, o güzel kokuların ardında yaşanan kirli düşüncelerin parfümleri bunlar. Bir kez daha yutkunup yine devam ettim mırıldanmaya. Ne ihtirası karışmış ne art niyeti karışmış toplarkların dağ çiçeklerinin kokuları var üzerinde. Sen hep böyle kal ki benim gibi yanına gelen insanlar biraz olsun iyi niyeti ve samimiyeti hiç yaşamadıkları şehirlerden kalkıp yanına gelsin sana misafir olsun rahatlasın derken kahvaltımdan bir kaç lokma daha alıp minnetimi dile getirdim. Her Müslüman gibi Ayşe teyzemde şöyle dedi. Yolun açık olsun evladım Allah yar ve yardımcın olsun kendine iyi bak. Ayşe teyzemin son sözleri dudaklarından dökülürken ben yoluma doğanın içinde doğru pedallamaya başladım…

   Bütün meselemiz doğanın, dünya’nın orjinal halini görmek olduğu kadar insanın orjinalinide görmektir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir