1993 Unutma

Güzel bir Bosna sabahı meşhur Boşnak böreklerimi alıp yola koyuluyorum. Sadece Boşnak böreğimi saymakla tatmakla bitmez Boşnak yemeklerini. Sulu yemekleri bir şahane ne bulursanız ayırt etmeden yiyin derim.

Mostar semalarında uçuşuma devam ediyorum. Çünkü epey bir tırmanışın ardından 30 dk. lık bir inişten söz ediyorum. İniş süresince bir yandan müzik dinliyor bir yandan nağaralar atarak inişimi tamamlıyor ve bir minare görüyorum. Ardından akşam namazını eda edip camiden çıkıyor ve ayakkabılırımı giyerken güneşin sıcaklığını ve ışığını örten bir gölge tepemde biti veriyor.

-Selamınaleyküm.

– Ve Aleyküm Selam.

– Türk müsün?

– Evet Türk’üm.

– Konjic’e hoş geldin kardeşim ben El harun. Bahçemde çay yada kahve içmek ister misin?

Öyle her çay ve kahve sohbetine nail olmam. Yalnız bu abinin gözleri ışıl ışıl, yüzü temiz pak, üstü başı düzgün, sakalı ve sacı bakımlı ve camiden çıkmış yanıma kadar gelip nayif bir ses tonuyla sohbete başlamış.

Bunlar çay içebilmem için geçerli nedenler.

-Tabiki seve seve konuğunuz olurum buyrun lütfen.

-Ben de bisikletimi alayım hemen geliyorum Furkan.

Evine kadar bisikletlerimizle gidiyoruz. Hayallerimdeki yaşamı sürdüyor Harun abi. Caminin sağında boylu boyunca bir hanım edasıyla son derece sessiz ve sakin akan bir nehir. Ve evine kadar uzanan topraklı ve orta kısmı çimenle dolu olan bir yol.Eve varıyoruz.

  • Furkan biraz müsaade eder misin?
  • Lafımı olur buyrun lütfen.

Her müslümanın adetidir. Yabancı ya da arkadaşı olsun fark etmez. Önce eve sahibi girer, ortalık temiz pak mı Hamınlar ve çocuklar eğri midir, doğru mudur bir bakılır. Hanımada misafir olduğu söylenir çay ya da kahve demlenir.2 dk. sonra buyur ediyor Harun abi.

Bahçe’ye giriyorum. Akşam güneşi iri saklımlı üzüm asmasının üstünden, çardığın içindeki masaya kadar ulaşıyor. Ev meydanı ışıl ışıl. Çeşit çeşit bitkilerin kokusu hoş geldin diyerek duyularımı canlandırıyor.

11987212_10153488148748991_8593881982689345854_n

Evin hanımı;

-Selamınaleyküm ve hoş geldin.

Diyerek güler yüzüyle beni karşılıyor. Ardından evin kızı kahveyi ikram ediyor.

Harun abiyle 3 saat konuşuyoruz. Yemek yedikten sonra, çaylar peşin sıra geliyor sohbet derinleştikçe derinleşiyor. Akşam namazını ise Konjic çarşısındaki caminde eda ediyoruz ve Harun abi beni çarşının ara ve geniş sokaklarında Tika tarafından restore edilen Osmanlı yapımı büyük köprüsünü gezdiyor. Son olarak sokak lamlabalarının altında süslü püslü parıldayan bir hanım gibi durulan nehrin hemen bitişiğinde bir kafede kahvemizi yudumluyor ardından eve dönüyoruz.

20150830_201954

  • Furkan uyur musun? Oturur musun?
  • Siz nasıl uygun görürseniz Harun abi benim için rahatsız olmanızı istemem, düzeninizi kaçırmak hiç istemem.
  • Estagfurullah Furkan bahçede yatma üst katta benim oğlanların yanındaki boş odada yatabilirsin.
  • Teşekkür ederim ancak açık ve temiz hava benim için daha münasip.

Bir ara Harun abi bana ilginç bir olay anlatıyor. Bosna savaşında İstanbul’a kaçıyor ailesi ile. İstanbul’da Harun abinin ve ailesinin tüm ihtiyaclarıyla ilgilenen arkadaşın adıda Furkan’mış kendisi ismimi duyduğu vakit çok şaşırmış. Nerdeeeen nereyeeee İstanbul’daki başka bir Furkan Harun abiye yardım ediyor. Harun abide beni kendi evinde yedirip içiriyor ihtiyaçlarımı soruyor, gideceğim yol üzerinde tehlike olup olmadığını düşünüyor.

12 ye kadar evin köpeği çitler ardındaki evin küçük kedisiyle dalaşıyor. Mışıl mışıl üzüm sarmaşığı altında uykumu aldıktan sonra Harun abiyle sabah namazını kılıp kahvaltımızı yapıyor ve telefonlarımızı alıp bir daha olurda yolumuz düşerse diye görüşmek dileğiyle ayrılıyoruz. O bana;

  • Yine gel Furkan.
  • Ben Harun abiye istanbul’a gel misafirim ol Harun abi diyerek.

Evin bahçesinden uzaklaşıp gözden kayboluyorum. Köy ve çarşı camileri halkın evlerinin yanında saray gibi, her yeri nakış nakış özene özene işlenmiş. İslam’a büyük saygı ve sevgi besledikleri her yönüyle belli oluyor. Bir cami daha var ki onunda minaresi ikiye ayrılmış yaşlı bir amca gibi sessiz sedasız öylece duruyor. Savaş zamanı sırplar camileri bombalamış.

DSC03414

Mostar’a kadar Konjic ‘ten 60 km kadar pedal çeviyorum. Hava 43 derece bitap ve aç bir halde mostarı köşe bucak turluyorum. Nehiri, köprüsü ve evleri herşeyiyle masal diyarı gibi.

DSC03424 DSC03427

O an bu güzelliğin içinde bir savaşı hayal etmem imkansız. Düşünmeden edemiyorum onca masum cana nasıl kıyıldı.

20. Yüzyıldan söz ediyorum arkadaşlar. Tüm dünya Ülkeleri başta ABD ve diğer türevi ülkelerin çağdaşlıktan, medeniyetten bahsettiği bir dönem. 20. yüzyıla kadar çok sayıda kanlı savaş görüldü. 2. Dünya savaşından sonra bir daha böyle bir savaş yaşanmasın diye büyük ülkeler bir araya gelerek NATO’yu kurdu. Kurdu ama kimin için? Kendi çıkar ve menfaatleri için. 1993’te olan bir savaş bu. 1. ve 2. dünya şavası ve öncelerinde görülmeyen 83 çeşit işkence methodu bulundu bu şavaşta. UN barış gücü askerleri halkı koruması gereken yerde Sırp askerlere erzak ve mühimmat desteği sağlamıştır. Unutmayın lütfen herşeyden önce onlar insandı ve belkide en önemlisi müslümanlardı. Ve müslüman oldukları için öldürüldüler. O bölgeleri elinizde dondurmanızla gezerken lütfen bunlarıda hissederek gezin. Dostu düşmanı o bölgenin tarhini gözlemleyerek dahi ayırt edebilirsiniz.

Mostar’ın sembolik çarşısını geziyorum biraz tepelerden baktığımda ise Mostar artık kocaman bir şehir olmuş ve harıl harıl işliyor. Tepenin birinde ise bir haç. Hristiyanlar buldukları hemen her noktaya Müslümanlara inat haçlar dikiyor. Varsın diksinler kimse inatla bir yere varamaz inat inadı doğuruyor. Hemen her bitişikte bir kaldırım taşına dikme taş dikilmiş ve şunlar yazıyor. Don’t Forget 93. Arada sırada bu taşları görmek iyi oluyor her daim neşeli ve bilinçsizce dolaşırken o günleri hatırlamak saygıyı arttırıyor.Mostar’da leziz köftemi yiyor ve oradan rotamı Alperenler tekkesine yöneltiyorum.

20150831_162144

Mostar’ın kuzey doğusuna 20 km mesafe uzaklıkta harika bir yer. Alperenler tekkesi ve orada yaşan eski büyüklerimiz Osmanlı’ya büyük hizmetler verdikten sonra İstanbul’dan bu tekkeye dönüyor ve sadece ibadet ederek ruhlarını teslim ediyorlar. Tekke büyükçe bir kayanın üstüne oturtulmuş hemen bitişiğinde ise mağaradan kaynayan nehir. Bosna’nın sıcak toprağı ile birleşiliyor. Turizm oralarıda bozmuş. Tekke kaybolmuş her yerde, her bitişikte içkili mekanlar vs. çok vakit kaybetmeyip yollara düşüyorum. İstikamet Kotor…

 

Bosna  Hersek Albümü için tıklayınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir